17/6/2007 ·
Yaşasın…
Bu gece
Ben ve ufak aşkım
Ve bir de bir roman çocuğu
Shrek 3 izliyor olacağız.
Zaten öğle vakti sıradan bir seyyar satıcıdan
İki tane yarım ekmek arası altı köfte aldık.
Bol maydanozla harmanlanmış soğanlı,
Tarla malı ince dilim domatesli
Şişman köfteli …
İkisine üç buçuk lira verdim.
Hem karnımız doydu, hem de cebimizin para seviyesi konumunu korudu.
Zaten 3+1 kombili evler de burada 200 liradan kiraya veriliyor.
Hem semt pazarlarında bol tuzlu Manyas peyniri de var.
Ayrıca yengem bu gece mataz yapacak!
Karbonhidrat bağımlısı biri olarak bu mataz adı verilen Çerkez yemeğine bayılıyorum…
" Hey, dostum! Mataz da nedir? " Diyenlere bir açıklama…
Kibar Çerkezler metez derler ki ben gıcık olurum.
Sizin dilinizde ( yani Türkçe'de ) tam ifade edemiyorum… ( Heh, he.. Ayırımcılık da yapmış oldum böylece… ) Mataz ile metez arası bir okunuşu var ama bizim dilimiz olan Türkçe'de ( Ayırımcılığı geri alıyorum şu an ) maalesef bunu karşılayacak fonetik yok…
Her ne kadar bloğun tüm hamile kadınlarından daha kocaman bir göbeğe sahip olsam da hamur işlerinden vazgeçemiyorum.
Atın ölümü, arpadan olsun diyen arpa tutkunlarına en içten selamlarımı gönderip yazıma devam ediyorum
Yarın Pazar…
Mahiyetimde çalışan Hıristiyan elemanlarım İstanbul’da bir toplantı yapıp, Pazar günleri mesaiye kalamayacaklarını beyan etmişler. Toplantı kararını da bana telefon edip, bildirdiler.
Mazeretleri ise kiliseye gitmeleri gerektiğiymiş.
Haklılar ama…
Gitsinler ve de çalışmasınlar dedim. ( Din özgürlüğüne inanan patron imajı )
Ama dedim, bizim Müslümanlar da eğer Cuma saati çalışırlarsa işten çıkartırım. ( Zorla ibadet ettiren işveren imajı )
Şimdi yazının son kısmının da etkisinden olsa gerek, dalıp gidiverdim din – devlet – ibadet ve de laik-ladini ( dinsiz ) siyaset konularına…
Aziz Nesin’i takdir ederdim, dinsizlik dinine iman edenlerden olduğunu kıvırmadan söylerdi.
Parlak değildi, toprağı bol olsun.
Işık ne yandan gelirse o yanı parlayan tiplerden nefret ederim.
Hey gidi beynimin otobanı, hey!
Daldım mı o otobana, hayatta gaz kesemiyorum.
Ben diyeyim 140, siz deyin 240…
Konuya baksanıza…
Shrek’ten girdik mevzuata, Aziz Nesin’den çıktık…
Yol boyu dinlenme tesislerine bir çay içimi girmesem Nesin’den de çıkamazdık ya.. O da ayrı bir konu…
Hızı severim…
Beyinsel oyunlara bayılırım…
Ama bildiğiniz anlamda değil…
Ne satrancı severim ne de bulmaca çözerim.
Benim oyunum kelimelerimle…
Harflerle..
Cümlelerle…
Hayranım ya onlara…
Sarılıp, yatıveresim geliyor…
Üff!
O zaman da kendine emanet edilen üç beş kelimenin ırzına geçmekten sanık durumuna düşeceğim.
Öff!
Suçlu ben miyim?
Yoksa toplum mu?
Ya da bir saattir gözümün önünde akla hayale zor gelecek tahrik edici yüzlerce figürü sergileyen Y harfi mi?
Kırkından sonra azanı teneşir paklar ya da azgın tekeler korunmalıdır…
Karar veremedim…
Sus Hasan!
Haydi, dışarı çık ve Shrek 3 filmine doğru yollan…
Hey, Sen Y!
Edepli ol ya…
Nefsi müdafaa haline girdim bile…
Bak, sonrasına karışmam…
Derviş değilim ki tülbentte süt taşıyayım, yahu…
Hasan C.
Yorum (22) Yorum yaz!
13/6/2007 ·
Gün yaşanmış, yeteri kadar stres vücuda depolanmış.
Yetmemiş, üstüne bir de yorgunluk eklenmiş.
Kaldırabileceği yükten fazlasını sırtlayan hamal misali bacaklar bükülüvermiş.
Gözler ha kapandı, ha kapanacak.
Hal böyleyken dostlar, çocukluğumdan beri beynimin en mutena köşesini işgal etmiş olan Küçük Hasan mızmızlanmaya başladı.
Canı su muhallebisi istemiş.
Yuh!
Gecenin saat on birinde su muhallebisi.
Hem de Sarıyer’den olmalıymış
Dondurmalar da bozulmuşmuş.
Mekanik dondurmalar, Algidalar, Pandalar macun kokuyormuş.
Ne sütün kokusu kalmış, ne de dondurmanın tadı diyor.
Şimdi bana gerçek sütten yapılma dondurma bul desem, bulamazsın
Ama Sarıyer’de su muhallebisi var, hem de leziz.
Çık bir koşu al da gel…
Diye tutturdu…
Ah be Küçük Hasan…
Tadı bozulan sadece dondurma mı?
Arkadaşlıklar kaldı mı?
Dostluklar eskisi gibi mi?
Ya sevgililer?
Hani sevdaya aşık sevdalılar?
Aşklar nerede?
Tutkular?
Gizemler?
Kadınım diyebileceğimiz kadınlar bozulmadı mı?
Sevgilisinin mahremini sanal âlemde sergileyen erkekler gerçekten de erkek mi?
Doğru dondurmalar bozuldu.
Tadı da kalmadı.
Ama Küçük Hasan, hayatın da tadı kalmadı ki.
Hayat ekşidi…
Koktu…
Çöpe atıldı…
Hasan C.
Yorum (11) Yorum yaz!
12/6/2007 ·
Efendim malumunuzdur, baharın hayatımıza girmesiyle birlikte kanımız da kaynamaya başladı.
Her zaman olduğu gibi bu sene de geleneksel bahar etkinlikleri sokak kedilerimizin erotik temalarla yüklü açılışıyla başladı. Damlarda süren eğlenceler, havaların da etkisiyle önce balkonlara, oradan da sokaklara kadar taşındı. Kaldırımlar, kapı girişleri, yol kenarı ağaçları, çöp kutusu dipleri gibi out door etkinliklere müsait her yer, aşk yapan kediler tarafından işgal edildi.
Kuşlar da boş durmadı tabi ki. Gerek kedilerin halka açık gösterileri, gerekse havaların etkisiyle memesiz kanatlılar günlerce dallarda öpüşüp, koklaştılar.
Siz de biliyorsunuz ki; kırsal kesimin minicik kuzuları da yaşını başını almış koyun ve koçlar arasındaki münasebetten sonra ortaya çıktı.
Bahar tüm etkisiyle hayvanatı kucaklayıverdi de insanlığı unuttu mu sanıyorsunuz?
Bakın blog yazarlarımızın sayfalarına.
Üşenmeden şöyle eş dost tüm tanıdık, tanımadık camiaya bir tık atıverin.
Baharın insanı âşık eden gizemli kokusu ile yarı baygın bir hale düşmüş birçok arkadaşımızı göreceksiniz.
Ali Ayşe’ye âşık ama Ayşe Fatih’e göz dikmiş.
Meral Nuri’ye asılıyor, Nuri hem Meral’e hem de Nilgün’e pas veriyor.
Göz kırpanlar, gülücük gönderenler, seksi kıyafetleriyle baştan çıkarma operasyonuna hazırlananlar hepsi ama hepsi baharın afrodizyak etkisi altındalar.
Hele bir bahar geçsin, yaşam alanlarımıza Temmuz sıcakları taht kuruversin ben o zaman göreceğim bu fıkır fıkır fıkırdayan camiayı.
Romantizm yüklü satırlar, yaz aşklarının disko destekli erotizm + aşk formüllü kaynaşmalarına yenik düşecek ve insanlar terk eden sevgililerinin arkasından gözyaşı dökmektense, suya girip en mahrem alanlarını ıslatmayı tercih edecekler.
Dikkat edin, baş dönmesi yapabilir çünkü şu an konuyu değiştiriyorum.
Kadınlar ve erkekler deniz sefalarında niçin mayo giyerler?
Şuraya yazıyorum, daha sonra pişman olup silmezsem siz de şahit olacaksınız ki; 10 yıl içinde mayo adı verilen kıyafetin ne kadar gereksiz olduğu halkın geneli tarafından anlaşılacak ve denize çırılçıplak girme modası başlayacaktır.
Zaten C-String çıktı bile. Noktasal tesettür diye adlandırabileceğimiz bu çamaşırın, kullanıcısının neresini, ne miktarda kapattığı henüz bilim adamları tarafından çözülebilmiş değil.
Şu an yatak odalarımızı süslemeye başlayan bu iç gıcıklayıcı çamaşır seneye sahillerimizi işgal etmeye başlar.
Soyunmak tahriktir diyenlere inat bir teori ortaya atıyorum.
Kadın açılıp, saçıldıkça daha az seksi oluyor…
Bakın bunda çok ciddiyim.
Özal dönemi beş yıldızlı otellerimizden birinde yöneticilik yapıyordum. Özellikle Alman kökenli misafirlerimiz konaklamaya geldikleri otelimizde ilk hafta mayolarının üstlerini, ikinci hafta ise altlarını çıkartıyorlardı.
Erkek milletiyiz ya, hani çıplak bir hatun gördük mü gayriihtiyarî döner bakarız ya…
Yok!
Bir süre sonra sadece et haline gelmiş güzeller dikkat çekmemeye başlıyor.
Ambalajından çıkartılmış bir ürün nasıl “ ne alırsan 2 lira “ raflarına düşüyorsa, tenini uluorta seyre sunan bayanlar da bir süre sonra “ Ha, o mu? O, çıplak bir kadın.” Cümlesinde kaybolup, gidiveriyor.
Bir kez daha dikkat! Yine konu değiştiriyorum.
Bakın sayfama hâkim olabilmek ve de ışık ve kurallara uyan bir şoför görüntüsü verebilmek adına ne kadar dikkatli davranıyorum.
Sağa ve sola dönüşlerde, yani bir konudan diğer konuya atlama anında siz sayın yolcularımı uyarıyorum.
Uyarıyorum ki; “ Savrulduk da ondan dokunduk bayan! “ Demesin kimse.
Dokunmayalım, dokundurmayalım.
Bahar geldi, bahara uygun yaşama adına aşk sarhoşlarıyla dolu bir toplum imajı çizmeyelim.
Müsaadenizle efendim, sıkılmadan okuyabildiyseniz kendime on puan vereceğim.
Yok, sıktım ise haber verin bir kurşun da kendime sıkıp hayatıma farklı bir yön vereyim.
Hasan C.
Yorum (10) Yorum yaz!
« Önceki ::